Manşetler

Yılbaşı Kutlamak Günah Mıdır? Müslüman Yılbaşı Kutlar mı?

اَعُوذُبِااللهِ مِنَ الشَّطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّ حِيمِ

وَلَنْ تَرْضَى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلَاالنَّصَا رَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ ○ قُلْ اِنَّ هُدَى اللهِ هُوَالْهُدَى○ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَا ءَهُمْ بَعْدَالَّذِى جَا ءَكَ مِنَ الْعِلْمِ○ مَالَكَ مِنَ اللهِ مِنْ وَلِىٍّ وَلَا نَصِيرٍ٠

MEÂLİ: “Sen onların milletlerine tabi olmadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da senden asla hoşnut olmazlar. De ki: «Her halde yol Allah yoludur.» Şanım hakkı için sana vahiyle gelen bu kadar bilgiden sonra, faraza onların arzularına uyacak olsan, Allah’tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı bulunur.” (Bakara Suresi Ayet 120)

Bir Müslümanın hayatına yön veren en önemli hususlardan biri, onun ALLAH katında değerli olan şahıslara ve hayatlarına duyduğu ilgi, yakınlık, hayranlık ve onlara benzeme arzusudur. İnsanın şekillenmesinde, kâmil ya da kusurlu olmasında kimleri örnek aldığı çok önem arz eder.

الحديث: مَنْ تَشَبَّهَ بِقَوَمٍ فَهُوَ مِنْهُمْ

“Kim bir topluluğa benzemeye özenirse o da ondandır.”

Hadis-i Şerif’i ile Hıristiyan ve Yahudilerin adetlerine özenti duymayı hoş görmeyen yüce Peygamberimiz, taklitçiliği âdet haline getirenlerin milli ruhunu kaybedip özendiği o topluluğun mahiyet ve karakterini kazanacağına işaret etmiştir.

Beşerin yıkıcı eliyle değiştirilmiş bulunan Hıristiyanlık ve hahamların oyuncağı haline gelen Yahudilik, her türlü propaganda vasıtasını kullanarak dikkatleri üzerine çevirmek ister. Bunda başarılı olunca önce fikirlerini aşılar, daha sonra dejenere olmuş hükümlerini kabul ettirmeye çalışır.

 

İşte Kur’an-ı Kerim, bu hususu şöyle açıklamaktadır:

“Ne Yahudiler ne de Hıristiyanlar sen onların dinine uyuncaya kadar asla senden hoşnut olmazlar.”

 

Diğer bir ayet-i kerimede ise;

وَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُوا فَتَكُونُو نَ سَوَاءً

“Onlar kendilerinin küfür ettikleri gibi, sizin de küfür edip onlarla beraber olmanızı arzu ederler.” (Nisa Suresi Ayet 89), buyurulur.

 

YILBAŞI TAKLİTLERİ

Yılbaşı âdetlerine özenen ruh çöküntüsüne uğramış insanların davranışlarını bu âyet-i kerime ve hadîs-i şerifler çerçevesinde tahlil etmek gerektiğinde hiç şüphe yoktur. Ve bu taklit meselesi, son derece ciddi ve tehlikeli bir iştir.

Mü’minler için İslâmî kandil ve bayram günleri, nasıl büyük kazanç günleri ise, Müslümanların inançları için tehlikeli olan kötü âdet ve sapıklıkların yaşandığı günler de ebedî felakete düşürecek tehlikeli günleri olduğu asla unutulmamalıdır.

Yılbaşı gecesinde vicdanları sızlatan münasebetsiz yayınlardan ve TV programlarından şiddetle kaçınmak ve hatta akraba ziyaretleri ve komşu sohbetlerinde BİRİLERİNE benzer vaziyette kahkahalar içinde çerez yemek gibi hallerden inzivaya çekilip, o gecelerde yapılan büyük isyanlar sebebiyle insanlık âlemine bir felâket gelmemesi için yüce Allaha yalvarmak ve af dilemek lazımdır.

Yılbaşı, haya perdesini yırttığı, utanma hissini ‘aşağılık duygusu’ diyerek alay eden hayasızları türettiği ve ürettiği için duygularımıza zıttır.

Yılbaşı, duvara asılmış veya masa üzerine konulmuş bulunan bir takvimin tükenip bir yenisini konulacağını hatırlatmaktan başka mümine hiçbir şeyi ifade etmez.

Peki; Biz Mü’minler Olarak Bu Gibi Tehlikeli Gecelerde Ne Yapmalıyız?

           Yanlış yollara sapanlara karşı, hidayetleri ve vatanımıza, milletimize onlar sebebi ile bela ve musibet gelmemesi için dua ettikten sonra  yapacağımız dinimizin hükümlerini ve milletimizi millet yapan geleneklerimizi takip etmektedir.

 

Cenab-ı Hak ayet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır:

ذَرْهُمْ يَاْكُلُوا وَ يَتَمَتَّعُوا وَ يُلْهِهِمُ الْاَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

 

“Bırak onları (kendi hallerine) yesinler, eğlensinler! Onları boş bir emel oyalayadursun. Sonra bilecekler onlar.” (Hicr Suresi Ayet 3)

BİR MÜMİN KİMLERE

KİMLERİ ÖRNEK ALMALI?

 

Biz, dört defa malının tamamını Allah yolunda hibe eden, ‘Geridekilere ne bıraktın?’ sorusuna, ‘Allah ve Resulünün muhabbetini bıraktım, yetmez mi?’ diyen Hz. Ebu Bekir Sıddık’ı;

 

Halife olunca her saat başı kendisine ‘Ölüm var ya Ömer’ diye hatırlatacak bir memur tutarak maaşını kendi cebinden ödeyen, devlet işlerini yürüttüğü esnada gelerek selam veren arkadaşının selamını devlete ait mumu söndürerek cebinden çıkardığı mumu yakarak cevaplayan Hz. Ömer’i;

 

Melekler bile kendi hayasına hayran kalan, İslami hizmetlerin en büyük maddî destekçisi Hz. Osman’ı;

 

İslam’ın bir savaşında yere yıktığı kafiri üç kere İslam’a davet eden, menfi cevap vermesi üzerine katledeceği esnada yüzüne tükürdüğü için salıveren ve ‘Biraz önce dinim içindi, şimdi ise nefsim için olacak diye öldürmekten vazgeçtim’ diyen ve böylece onun ‘İslam ne muazzam bir din’ diyerek şehadet getirmesine sebep olan, ilim şehrinin kapısı Hz. Ali’yi;

 

Biz, cesedim tabuttan alınıp kabre konulurken dar kefenin içinde uzuvlarım belli olmasın ve erkekler tarafından fark edilmesin diye beni gece karanlığında defnedin diyen Hz. Fatıma’yı;

 

Savaşta kocasının, babasının, oğlunun ve kardeşinin şehit düşmüş bedenlerini gördüğü halde ‘Benim Peygemberim nerede, o varsa hepimize yeter’ diyen Hz.Sümeyra’yı;

 

Yüzlerce kilogram ağırlığındaki kayanın altında ve zıt yönlere koşturulan develere ayaklarından bağlanarak eziyet gördüğü esnada bile kelime-i şehadeti okuyan, peygamberimizin müezzini Hz. Bilal ve İslamın ilk şehidi Hz. Sümeyye’yi;

 

Belki hanımımın tesiri ile anamın hakkını çiğnerim korkusuyla annesinin vefatına kadar evlenmeyen tabiinin en büyüğü ve Resülüllah aşığı Hz. Veysel Karani’yi örnek almalıyız.

 

—————————–

Asr-ı saadetten kıssalar

          Hazreti Aişe (R.A.) validemiz, hac mevsiminde, Mina sokaklarından birinde karşılaştığı müslüman bir kadının örtüsünde haç işareti görünce, derhal bu elbiseyi çıkarmasını söylemişti.

 

           Hafsa radıyallahu anhâ Yusuf aleyhisselamın kıssasından bahseden bir yazı eline geçirmiş ve onu peygambere okumuştu. Resulüllah’ın mübarek yüzü, renkten renge girerek buyurdu ki:

       “Nefsim, kudret elinde olan yüce Allah’a yemin olsun ki, ben aranızda iken, size Yusuf aleyhisselam gelse de siz ona uyacak olsanız, sapmış olursunuz. Ben, sizin peygamberlerden payınıza düşenim, siz de benim ümmetlerden payımsınız”.

 

          Ömer radıyallahu anh, bir adama uğramıştı. Adam kitap okuyordu. Hz. Ömer, bir saat kadar dinledi, hoşuna gitti ve o adama. “Bana bu kitabı yazıver” dedi. O da bir deri üzerine yazıverdi. Hz. Ömer, onu alıp Peygamber Aleyhisselam’a getirdi ve memnun olur zannederek elindekini okumaya başladı.

          Bu arada, Resulullah Aleyhisselâm’ın mübârek yüzünde acâyıp bir renk peydâ olmaya başladı. Ensârdan bir zât hemen eliyle kitaba vurdu ve “Anan kaybetsin seni ey Hattaboğlu. Bugün sen bu kitâbı okuyalıberi, Resulüllah’ın yüzüne bakmıyor musun?’’ dedi. Hz. Ömer okumaya ara verdi. O zaman Peygamber Aleyhisselam buyurdu ki:

 

“Ben hem ilk ve hem son peygamber olarak gönderildim. Ve bana hem Allah kelâmının tamamı hem sonuncusu verildi. Ve bana söz sadeleştirildi. Ve kısaltıldı da kısaltıldı. Dikkat edin, sizi mütehevvikler helâk’e sürüklemesinler” (Hak dini Kur’an dili 6-227)

 

(Mütehevvik; her işe dalan, kararsız, seviyesiz ve hayrette kalmış ve şaşırmış, özenti meraklısı kişiler demektir.)

Comment here